En Şanslı Nesiller

Erkan Öz
| 5 min read
Görsel kaynağı: Pixabay/Phan Minh Cuong An 

Sosyal medya çağında yaşıyoruz. Fısıltı gazetesinde ve klasik medyada olumsuz içerik olumluya göre çok daha hızlı yayılır. Üzüntü, korku, kötü haber vs sevinç, cesaret ya da iyi haberlerden çok daha süratli şekilde toplum içinde yol kat eder. Çoğu zaman olumlu yönde gelişmeler haber bile sayılmaz. Sosyal medya işte bu kadim etkiyi büyüterek yaygınlaştırıyor.

Örneğin son zamanlarda çok sık rastladığımız bir ifade ortaya çıktı: “Coğrafya kaderdir”. Daha çok dünya üzerinde bulunduğumuz yer ya da içinde yaşadığımız toplumun büyük dezavantajlarını anlatmak için kullanılıyor. Bu ifade ile ‘ümitsizlik’ ya da ‘çaresizlik’ duyguları hızla yaygınlaştırılıyor.

‘Coğrafya kaderdir’ derken gerçekten kelime anlamı olarak bulunduğumuz coğrafi konum kastediliyorsa herhalde bundan daha yanlış bir ifade olamaz. Zira coğrafyamızda daha önce Roma, Bizans, Osmanlı gibi dünya imparatorlukları kurulmuş ve yüzlerce yıl yaşamış. Onlar için çağlar boyu avantaj olan coğrafi konum, bizim için niye özellikle dezavantaj olsun?

Bir de konuya coğrafi kaynak dağılımı olarak bakanlar var. “Neden Türkiye’nin petrolü, gazı yok” diye hayıflanıyorlar. Japonya’nın bırakın petrolü, gazı, kömürü, demiri doğru dürüst tarım arazileri bile yok. Güney Kore, Tayvan, İsviçre vb ülkeler de benzer durumda.

Birebir aynı coğrafyada bulunan Kuzey Kore açlık çekerken, Güney Kore dünyanın en müreffeh ekonomilerinden birini kurabiliyor. Güney Kore’yi örnek verdiğimizde bazen “Amerika onlara yardım etti” diye palavralar anlatılır. Oysa tarihini araştırdığınızda açık şekilde görürsünüz. Güney Kore ‘Batı’nın onlara yardımı ile değil IMF vs ile mücadele ederek bu günlere gelmiştir.

Orta Doğu’dayız ondan gelişemiyoruz” diyenler de var. İsrail Orta Doğu’nun göbeğinde kurulduğu gün tüm komşuları kendisine savaş ilan etti. Defalarca tekrar büyük savaşlar vermek zorunda kaldı. Ne petrolü var, ne gazı. Buna rağmen başka avantajlarla çölü vaha haline getirdi. Bilimde dünyanın en ileri ülkelerinden bir tanesi.

Coğrafya Kaderdir’ derken din kastediliyorsa, ülkenin çoğunun müslüman inanışta olmasının ilerlemeye ve refaha engel teşkil ettiği düşünülüyorsa Malezya’ya bakmak gerekir. Malezya’da nüfusun %60’tan fazlası müslümandır ve ülke sanayi devrimini yakalamayı başarmıştır. Yine müreffeh ülkelerde müslümanların sporda, bilimde, ticarette, siyasette kendilerini çok çok geliştirebildiklerini de görüyoruz. Demek ki problem dinde de değil.

Coğrafya Kaderdir’ ifadesi bazen de içinde yaşadığımız toplumun dezavantajlarını anlatmak için kullanılıyor. Evet, toplumumuzda eğitim seviyesi düşük. Sosyal medyada her gün insanı dehşete düşürecek cahillik örnekleri video olarak önümüze düşüyor. Belki insanı en çok ümitsizliğe sevk edecek durum da bu olabilir.

Ancak aynı zamanda ‘post truth’ yani ‘gerçek ötesi’ çağında yaşadığımızı da unutmamak gerek. Bu dönemde çok gelişmiş olarak nitelenen bazı ülkelerde bile inanılmaz cahilce akımların yayıldığını göz ardı etmeyelim. Örneğin ABD gibi dünyanın en ileri üniversitelerine sahip, en zengin ülkelerinden birinde ‘Düz Dünya’ teorisini ispat etmek isteyen Mike Hughes isimli bir kişi, roketle deney yaparken hayatını kaybedebiliyor. Bu tip ‘komplo teorileri’ne inanan kitlelerin oyları ile Trump gibi bir popülist, ABD’de devlet başkanı olabiliyor!

Bu yazıda amacım her şey çok güzel demek değil. Elbette son yıllarda kötü yönetim, yolsuzluklar, darbe, salgın, enflasyon patlaması, deprem vb üst üste geldi. Yoğun stres altındayız. Yapmak istediğim bu tip olayların tarihin her devrinde meydana geldiğini hatırlatmak ve özellikle sosyal medyanın yaydığı bezginlik havasını kırmak.

Diyeceksiniz ki “2013 yılında yazdığın kitap ile 2020’de tarihin en büyük ekonomik krizinin başlayacağını iddia etmişsin. Olaylar da seni doğruluyor. Nasıl bir de ‘ümit’ten vs bahsediyorsun.” Evet, tüm yaşadığımız olumsuzlukların üzerine bir de küresel ekonomik kriz yaşıyoruz ve durum daha da kötüleşecek. Ancak yine de klasik ve sosyal medyanın topluma yaydığı umutsuzluk akımının tam aksine tarihin en şanslı nesilleri olduğumuzu da iddia edeceğim. Durun hemen kızmayın mantıklı açıklamalarım var 🙂

Her şeyden önce artık bizi yaşadığımız coğrafya ya da toplumdan bağımsız hale getiren internet var. Sadece 30 yıl kadar önce 90’larda Türkiye’de doğru dürüst yabancı dil öğrenmek bile çok pahalı bir eğitimdi. ‘Anadolu Liseleri’ gibi girmesi zor okullarda okumanız şarttı. Bazı arkadaşlarımın sınavları kazanmasına rağmen ailelerinin maddi gücü olmadığı için ‘Anadolu Lisesi’ne gidemediğini çok net hatırlıyorum. Pahalı olan şey ise okul ya da öğretmenlerden çok İngilizceyi öğreneceğiniz kaynaklardı. Kitaplar yurtdışından gelirdi. İşte internet bugün o çok pahalı materyalleri adeta bedava hale getirdi. Bugün herhangi bir yabancı dil öğrenmek istiyorsanız internette genelde bedava ya da çok ucuz kaynaklar sınırsız şekilde emrinize amade. Yapmanız gereken tek şey zaman ayırmak. Geçmişte ise bol bol zamanınız ya da yoğun bir isteğiniz olsa da herhangi bir konuyu öğreneceğiniz kaynaklara ulaşmak kolay değildi.

Aynı şey yazılım öğrenmek için geçerli. Günümüzde internet sayesinde her türlü yazılımı kendi kendinize önemli derecede öğrenebilirsiniz. Temel düzeyde İngilizce ve yazılım öğrendiyseniz zaten artık size karada ölüm yok. Mesela şu Twitter paylaşımında evinizden yapacağınız online işler ile nasıl doğrudan 100’lerce 1000’lerce dolar kazanabileceğiniz anlatılıyor:

Tarihte üretim biçimi değişimleri çok nadir gerçekleşir. 200 Bin yıllık insanlık tarihinde sadece Avcılık-Toplayıcılık, Kölecilik, Feodalizm ve Kapitalizm (para ekonomisi) olmak üzere 4 üretim biçimi yaşandı. O kadar şanslıyız ki 5. üretim biçimi Bilgi Ekonomisinin doğduğu yıllara denk geldik. İnternet bilgi ekonomisinin avantajlarından sadece bir tanesi.

Yine o kadar talihimiz yaver gidiyor ki Bilgi Ekonomisi’nin adeta otobanlarını oluşturacak olan ‘blockchain’lerin doğuşuna tanıklık ediyoruz. Bu Kapitalizm ilk ortaya çıktığında ilk demiryollarının inşası dönemine denk gelmek gibi bir durum. Blokzincir teknolojisi daha emekleme aşamasında ve müthiş fırsatlar hala bizi bekliyor.

Bir büyük avantajımız da küresel para sisteminde yaşanan büyük değişime tanıklık etmek. Tarihte insanlar 5000 yıl önce altın ve gümüşü değişim aracı olarak kullanmaya başlamıştı. 5000 Yıldır elimizdeki yegane arzı sınırlı sağlam para türleri bunlardı. Ayrıca dünya her 100-150 yılda bir sınırsız paradan sınırlı paraya doğru büyük bir değişim yaşıyor. Biz şu anda hem sınırsız dolardan sınırlı paralara doğru geçiyoruz hem de Altın ve Gümüş’ün dışında 5000 bin yıl sonra ilk kez bir başka sınırlı para olarak Bitcoin ortaya çıktı. 200 Bin yıllık tarihimizde sadece bir kez gerçekleşmiş bir olayı yeniden yakalamış durumdayız. Bitcoin 2010-2023 döneminde sınırsız dolar karşısında yaklaşık 3,3 milyon kat artış yaşadı. Elbette BTC’nin artış oranı yavaşlıyor ancak blockchain teknolojisi hala çok başlangıç aşamasında. Yeni blokzincir projelerinde hala bu tip katma değer patlamaları gerçekleşecektir. Şu an bize hiç öyle gelmese de yüzlerce yıl sonra yaşayacak tarihçiler bizleri çok şanslı nesiller olarak yazacak.

Yazıyı savaşlar, felaketler, salgınlar, soykırımlar, bağımsızlık mücadelesi ve yokluklarla dolu bir dönemde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği iki söz ile bitiriyorum:

“Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak!”

“Umutsuz durumlar yoktur.
Umutsuz insanlar vardır.
Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”

_____

İlginizi çekebilir: